Ahmet Bulgay - Uyku Hali

Kelimeden –bilinmeyen- Defterlerimiz Vardı

Hiç şüphesiz her okur-yazarın kendine ait kelimeleri  vardır. O kelimelerle can bulup yola revan oluruz.  Onunla sevinir, onunla üzülürüz.Her yazarın kendine ait, kendince anlamlandırıp aidiyet kurduğu, içine sevgisini, hüznünü, isyanını, aşkını… kattığı kelimeleri vardır. O kelimeler, yazarın yazın izleğini de oluşturur aynı zamanda. Sadece yazarın mı? En çok şairin tezgahında anlam bulur kelimeler.

Yaşam serüveninde ilkin yüreğimize çarpan kelimeler değil midir? Ademe öğretilen kelimeler yani… Habil, Kabil o kelimelerden bir parça… Öyle kelimeler ki; her birinin ayrı bir dünyası vardır hatıralarımızda.

İnsanı insana karşı savunan Nuri Pakdil gibi bir kuyumcu titizliği ile kelimelere dokunmalı. Ya da o Klas Duruş’la Batı Notları’ndan namluya sürülü vaziyette duran kelimelere yaslanmalı.  Çünkü kelime, bir arayışın da ifadesidir aynı zamanda. Nasıl mı?

“Her yerde kelime arıyorum; tüfeklere sürülü kurşunlar gibi ağır. Ama onlar gibi öldürücü değil. Eiffel kulesi kurşuna dönüşse, basımevinde eritilse, kaç kelime olurdu, diye düşünüyorum.”

Böyle ağır bir yükü var kelimelerin. Ağzına kadar kelimelerle dolu bir gemi ile okyanuslarda fırtınaya tutulmak gibi ağır… Bütün yelkenler fora! Hayat bu!…

Bir de; ta ilkokul sıralarından başlayıp aşina olduğumuz o “bilinmeyen kelimeler” vardır. Hani Türkçe dersinde yer alan okuma parçalarının akabinde çıkarılan “bilinmeyen kelimeler” var ya. Şimdilerde hala ilkokulda öğrencilerin Türkçe dersinde defterine yazdığı o “bilinmeyen kelimeler” var mı, bilmiyorum.  Nazan Bekiroğlu’nun  geçtiğimiz ay yayınlanan okul hatıralarından günlüğüne düşen “Kelime Defteri”ni görünce, ben de çocukluğumun bilinmeyen kelimelerini anımsadım.

kelimeDefteriBekiroğlu’ndan öğrendiğimize göre; eskiden Türkçe derslerinde ayrı bir “Kelime Defteri” tutulurmuş. Kendisi de o defteri tutanlardan… Bizim kuşak o döneme yetişemedi. Yeni kuşaklarda ise mertlik bozuldu.

“Ben ilkokula gittiğim yıllarda öğretmenimiz bizeKelime Defteri tuttururdu. Alfabetik fihrist formunda, ince uzun bir defterdi bu. Türkçe dersi sırasında karşılaştığımız yeni bir kelimeyi ve onun anlamını günlük defterimize değil Kelime Defteri’ne yazar, karşı tarafta cümle içinde kullanırdık. Böylece kendimize ait sözlüğümüz oluşurdu.”

Kelime Defteri’nin büyülü dünyasında yolculuğa çıkınca, bilinmeyenleri de çok oluyor haliyle. Bilinmeyen kelimeler hayatı da anlamlandırıyor aynı zamanda. Kırk yıllık mazinin ilk gözesinde demleniyorsunuz ister istemez. Kelimelere verdiğiniz ilk anlamlarda kaybolup gidiyorsunuz. O, aynı zamanda hayatınızın da izleği… Her sabah tüten sobalı sınıfların rutubetli duvarları arasında okuma parçalarından elde kalan bir yığın bilinmeyen kelime… İlkokul defterimi uzun yıllar saklamış olmama rağmen bilinmeyen kelimelerime ulaşamadım. Kelime Defterimse hiç olmadı.

Hiç şüphesiz her okur-yazarın kendine ait kelimeleri vardır. O kelimelerle can bulup yola revan oluruz. Onunla sevinir, onunla üzülürüz. Biliriz ki; her kelimenin evrensel esbabının yanı sıra bir de bizde saklı özel bir kıyafeti vardır. Bu nedenledir ki; çoğu kişide içinde bir sır gibi saklanan bilinmeyen kelimelerle bir ömür son bulur.  Ya da uzayıp gider kelimenin bilinmeyeni.

Kelimedir bu; bazen sevindirir, bazen de bir jilet gibi keser bir yanımızı: “Kelime acıdır. Hacmi ağırlığı, dokusu vardır. Tene değer ve keser. Öldürebilir de.” Dikkatli olunmalı… Özenle kullanmalı kelimeleri. Bir de yere saçılmasın diye sıkıca tutunmalı kelimelere.

Bazen de kelimelerini okuyucuya verir yazar. Bütün çıplaklığı ile günlüklerini okuyucu ile paylaşan Jurnal yazarı Cemil Meriç gibi:

“Kelimeleri sana veriyorum okuyucu… Onlar yanıp sönen birer oyuncak. Boş içleri. Boş mu? Alev var göğüslerinin içinde, barut var, gözyaşı var. Nihayet bütün dünya kelimelerden ibaret. Ama sende ne varsa kelimede de o var. Kelime, Narsis’in kendini seyrettiği dere. Çok bakma, içine düşersin!”

Yine biliriz ki; “Yangında ilk kurtarılacak olan kelimelerdir. Kelimeler yanıp kül olduğunda başlar tükeniş.” Bu nedenledir ki; bir toplumla oynanmak isteniyorsa önce kelimelerinden başlanır. Merhum Dr. Şeraiti’nin “bir toplumu değiştirmenin yolunun kelimelerden geçtiği”  tezine katılmamak elde değil. Önce içi boşaltılır kelimelerin, sonra şekil verilir ve akabinde sentetik elbiseler giydirilip piyasaya sürdürülür. Yakın tarihimiz bu durumun canlı örneği değil mi?

Ezcümle; eskilerde kelimeden –bilinmeyen- defterlerimiz vardı.

Ey okuyucu!

Bir düşün:

Senin kelimelerin hangileri?

Nerede  Kelime Defterin?

Evet, bir düşün!…

Ahmet Bulgay - Uyku Hali
Paylaşmak Güzeldir
Yazar
Yazar
Nar Ağacı – Nazan Bekiroğlu Uyku Hali Yayımlandı
2 Yorum
  1. Yazar
    Şiirseven

    Bu güzel derleme için çok teşekkürler.

Bir yorum yazın
Siz de düşüncenizi belirtebilirsiniz.